‘Yusuf Hayaloğlu’ Olarak Etiketlenmiş Yazılar

yusuf hayaloğlu beni düşün unutma

Ay doğarken bir söğüdün ardından
Göl yüzünde sisli bir esinti ile
Akşamın göğsüne hüzün serperek
Ve yağmurdan geceye çiçekli perdeler çekerek

Beni düşün, beni düşün, unutma

En umarsız en umutsuz günümde
Bağrına bir yumruk çökeldiğinde
Ve dağların mazlum ateşi
O güzelim saçlarına cayır cayır yanıp ulaştığında

Beni düşün, beni düşün, unutma

Beni düşün bir kavganın içinde
Helal bir ekemğin peşinde
Ve kurtlardan arta kalmış yüreğimin
Can çekişen o son parçasınıda, sana sakladığımı bil
Bil ki haykırırcasına bu esir gövdemi yakarcasına
Kavuşmak için o serin bağrına
Ateşten bir yol arıyorum

Kar yağarken mor dağların ucundan
Sol yerinde sessiz bir inilti ile
Yastığın yüzüne yaşlar dökerek
Ve akşamdan gizlice bir ah çekerek

Beni düşün, beni düşün, unutma

Kan kızılı bir gelincik seherinde
Sırtıma kahbe bir hançer indiğinde
Ve bu gencecik ve bu hemencecik ölüm
Çığırtken bir gazete başlığında
Çığlık çığlık sana kavuştuğunda

Beni düşün, beni düşün, unutma

Beni düşün şehre her yağmur yağdığında
Islak ve kırılgan bir türkünün içinde
Göğsünden dudaklarına, doğru sancılı bir isyan
Kabardığında
Bastırarak kalbini avuçlarınla
Sesini okşadığımı bil

Bil ki yalvarırcasına, uzayan yollara dağılırcasına
Sonsuz bir mahşerin ortasında
Bir zemzem suyu gibi seni seni özlüyorum


yusuf hayaloğlu hayat nedir anne

Benim hiç sapanım olmadı anne
Ne kuşları vurdum
Ne de kimsenin camını kırdım
Çok uslu bir çocuk değildiM ama

Seni hiç kırmadim, hep boynumu kırdım
Ben hayatım boyunca
Bir tek kendimi vurdum

Suskun görünsem de
Fırtınalı ve mağrurdum anne
Bir mızrak gibi
Aynada hep dik durdum anne

Ben sana hiç bir gün laf getirmedim
Leke sürmedim
Ama göğsümü çok hırpaladım
Kalbimi çok yordum
Ben hayatım boyunca, en çok kendimi sordum

Benim hiç sevgilim olmadı anne
Ne bir yuva kurdum
Ne bir gün şansım güldü
Öpemeden bir bebeğin gidişini

Tükendi gitti çağım
Kimi yürekten sevdiysem
Yüreğini başkasına böldü
Bir muhabbet kuşum vardı
O da yalnızlıktan öldü

Sen beni göğsünde
Hep acılarla mı soğurdun anne
Yoksa evlat diye
Koca bir taş mı doğurdun anne
Eziyet degilim, zahmet değilim

Musibet hiç değilim;
Bir senin mi balına sinek kondu, söylesene
Doğurdun da beni
Ne ile yoğurdun anne

Benim hiç hayalim olmadı anne
Ne seni rahat ettirdim
Ne kendim ettim rahat
Bir mutluluk fotoğrafı bile çektirmedi bu hayat

Kaybolmuş bir anahtar kadar
Sahipsizim anne
Ne omuzumda bir dost eli
Ne saçımda bir şefkat

Say ki yollardan akan
Şu faydasız çamurdum anne
Say ki ıslanmaktım, üşümektim
Say ki yağmurdum anne

Bunca yıldır gözyaşlarını
Hangi denizlere sakladın
Oy ben öleyim
Sen beni ne diye doğurdun anne


yusuf hayaloğlu erkekler ağlamaz

Erkekler ağlamaz.
Erkekler korkmaz.
Erkekler karı gibi gülmez.

Derken ortalık dul kadından geçilmiyor. Zira zavallı
erkekler genç yasta
Hakkın rahmetine kavuşuyorlar.
Siz hiç kapı komşusuna sabah kahvesine gidip karısını
çekiştiren erkek
gördünüz mü?
Fare görünce bağıran?
Bu ara sinirlerim zayıf deyip habire ağlayan?

Oysa onlar da kadınlarla aynı duygulara sahip olarak
geliyorlar dünyaya.
Lakin daha ilk gün ayaklarina mavi patik giydirmek
suretiyle
Ağır ol bakalım diyoruz.
Ne alákasi var mavi patikle? demeyin. Mavi soğuk ve
ciddi bir
renktir. Kime isterseniz sorun. Ve katiyen tesadüf
değildir o patiklerin rengi.
Düşünülmüş, taşınılmış, seçilmistir.
Ayağa giydirildiği anda kulağa şunlar fısıldanmış
demektir:
Sen erkeksin.
Erkek olmanın gerekleri vardır. Ömrünün sonuna kadar
bunları yerine
getirmekle yükümlüsün. Ömrünün süresi ise çatlama kat
sayına bağlı.
İçine ata ata ne kadar yaşayabilirsen artık. Bize sorarsan
pek uzun
süreceği kanaatinde değiliz.
Dikkat edeceğin husus, en dramatik hallerde bile mavi
patikli olduğunu
unutmamandır.

Misal,
Aşık oldun.
Sakin belli etme. Bırak karşındaki yansın tutuşsun. Sen
ağır ol.
Molla desinler yeter ki aşık demesinler.

Misal,
Sevgilinden ayrıldın.
Sakin ağlayıp sızlama. Yine bırak karşındaki yıkılıp
sürünsün.
Gözyaşı dediğin kadın kısmına yakışır.
Zaten senin gözyaşı bezlerin mavi patik operasyonuyla
alınmış bulunuyor.

Misal,
Eve hırsız girdi.
Karınla yataktasınız. Tıkııtı duydunuz ya da hırsızla
burun buruna geldiniz.
Kim boğuşacak adamla? Bak bakalım karının ayaklarına
Ne renk patikleri? Pembe. Ya hırsızınkiyle seninki? Mavi.
Kural,
Mavililer boğuşacak.
Pembeliler bağıracak.

Herkes görevini bilsin. Ta doğumhanede yapıldı bu iş
bölümü.

Misal,
Eşinle kavga ettin.
Ne yapacaksın? Hiç. İşine gidip hiçbir şey olmamış gibi
çalısacaksın.
Ay İsmail sinirim çok bozuk, benimki sabah sabah anneme
laf etti
diyemezsin.
Karın o esnada telefonun başında, bir sigara ve bir kahve
eşliğinde
arkadaslarına seni çekiştiriyor olabilir. Olsun. Onun
mazereti var,
patikleri pembe.

Misal,
Evde aniden bir böcek peydahlandı.
Kim gidecek üstüne? Tabii ki sen. Zira karının gitmesi
hiçbir ise yaramaz.
Böcek renk körü mü? Maviyle pembeyi ayıramaz mı?
Ve sorarım sana, hangi böcek pembeden korkar?
Tam tersine aşka gelip karının üzerine tırmanmaya bile
kalkışabilir.
Ama mavi… Bırrrrr.

Misal,
Savaşa gidilecek.
Kim gidecek? Tabii ki Mehmetçik.
Sen hiç Vatan sagolsun diye bağıran Ayşecik gördün mü?
Benim bildiğim Ayşecik kameranın karşısında
Size baba diyebilir miyim amca? diyordu ve
hatırladığım kadarıyla omuzunda
tüfek falan da yoktu.

Diyeceğim ;
Mavi patikli olmak zor zanaat.Erkekler ağlamaz.


yusuf hayaloğlu dokunma yanarsın

Çocukluğum çıraklıkta geçti, kir-pas içinde
Gençliğim korsan yürüyüşlerde, mitinglerde
Hapse erken düştüm.. copla erken tanıştım
Küçük voltalardan bıktım, usandım

Şimdi uçsuz bucaksız ovalarda
Adımlarımı saymadan, geriye dönüp bakmadan
Usanmadan, bıkmadan
Deli taylar gibi koşmak istiyorum

Ve görüyorsunki aşkı beceremiyorum
Beni kendi halime bırak yavrucuğum
Ben yolumu nasıl olsa bulurum

Upuzun çayırlarda yalınayak koşmak istiyorum
Saçlarım rüzgara konuk..yüzüm dağlara dönük
Göğsümün çeperini ölümle sınayan esaret
Ve yüreğimi yararcasına zorlayan cesaret

Kıyasıya vuruşsun istiyorum
Koşmak.. koşmak istiyorum sevgilim
Dönemezsem affet

Firari gecelerin uzmanı olmuşum
Bütün istasyonlarda afişim durur
Beni bir çocuk bile bulur
Dokunma bana çıldırırsın
Dokunma bana sende ellerin tutuşur

Koşmak istiyorum
Eksozların, molozların, yağmaların kıyısından
Onca insafsızlıkların, onca haksızlıkların
Manzarasızlıkların, parasızlıkların

Allahsızlıkların kıyısından
Kimseye ve hiçbirşeye değmeden
Ciğerlerimi yok edercesine koşmak istiyorum

Koşmak istiyorum
Şiirimin ve yumruğumun namusuyla
Kavgaya karışmadan, tutuklanmadan ve küfür etmeden
Kafamı kırarcasına koşmak istiyorum

Avucunu son bir defa, ağlamadan tutmak istiyorum
Gözlerim yüzüne küskün, sazım sevgine suskun
Saati ayrılığa krmuşum olmaz teslimiyet
Ziyan aklımı senle bozmuşum, içerim felaket

Kurşunlara geleyim istiyorum
Ölmek..ölmek istiyorum sevgilim
Sağ kalırsam affet

Firari acıların uzmanı olmuşum
Bütün telsizlerde adım okunur
Beni bir korkak bile vurur
Dokunma bana fişlenirsin
Dokunma bana, sende yanarsın


Sayfalar :12345»